05 Ekim 2008

Bunlar sadece film yavrum!

Küçük bir çocukken, uslandırılmak için ana-babasının "seni polise veririm!" tehdidine maruz kalmayanımız yok gibidir. Polis zoruyla yemek yediğimizi, polis zoruyla ders çalıştığımızı, büyümeye direndiğimiz zamanlarda bile polis zoruyla büyü(tül)düğümüzü söyleyebiliriz. O kadar ki, hemen her çekirdek Türk ailesinde bir polis imgesi, ailenin ölümsüz bir ferdi olarak durmaksızın yaşatılır. Polis memuru mesaisi bittikten sonra döndüğü evinde pijamalarını giyip televizyonun karşısına kurulan sıradan bir vatandaşa dönüşse bile, ailedeki polis imgesi, üniformasını asla çıkarmayan, görevini asla terk etmeyen bir polistir. Kişisel toplumsallaşma maceralarımızda eskiden yeşil, şimdi ise koyu mavi bir hayalet olarak rol alan polisler, kendilerine düşen bu görevin üstesinden lâyıkıyla gelir, bununla da kalmaz, kendilerine biçilen "kötü adam" rolüne tereddütsüz soyunurlar. Genellikle de beklenenden fazlasını yerine getirirler. "Polis amcası şuna bir kız bakiim!" lafıyla üzerimize salınan, "Uslu dur bakiim? Kelepçe takıp götüreyim mi şimdi seni karakola?" diyecek kadar işi ileri götüren bir polisin hatırası çoğu Türk için sıradandır ve ana-babası tarafından görevlendirilen bu polis hayaleti, sadece fiziksel olarak büyüyeceği ileri yaşlarında bile, zihin hücrelerinde sürekli görev başında bekler durur.

Son aylarda gösterime giren Türk filmlerinde ise, "rahat durmayan", "yaramazlık" yapan polislere rastlamaya başladık. Bu filmlerdeki polis karakterleri, hiç de öyle ana-babaların çocuklarını uslandırmak için güvenebilecekleri cinsten değil. "Filler ve Çimen"de mafya-polis-siyaset üçgeninin en önemli ayaklarından, "çimeni ezen fillerden biri" biri olarak temsil edilirlerken, "Hemşo"da -il emniyet müdürlerine göre- "esrar kullanan, kadınlara tecavüz eden ve her türlü ahlaki ve hukuki kural dışında hareket eden" kişiler olarak gösteriliyorlar. "Komser Şekspir"de ise, "vatanına milletine bağlı, ömrünü amme hizmetine adamış, fakir fukara dostu bir şahsiyet" olarak gözükseler ve hayatın her türlü kötülüğünden uzak dezenfekte bir dünyada tutarak büyüttüğü kızının son arzusunu yerine getirmek için karakolun bir köşesini yine dezenfekte bir tiyatro sahnesine çevirip mesleğini tehlikeye atacak kadar yürekli bir polis komiseri tiplemesiyle canlandırılsalar bile, kötülüklerin kaynağı olarak gördükleri insanları hemen yan odada "sevmeden" edemiyorlar.

Karanlık salonlarda bunlar olup biterken dışarıda da bir telaştır gidiyor. Türk polisinin "Hemşo"daki temsil edilişinden rencide olan yetkililer, filmin koluna kelepçe takmaya kalkıyor. Üstelik bu, tuhaf bir uygulamaya da neden oluyor: Gazetelerin kültür-sanat sayfaları, polis demeçleri içeren haberler yapmak zorunda kalıyor. "Aralarında İstanbul'un da bulunduğu bazı illerin Emniyet Müdürleri, Kültür Bakanlığı'na başvurarak polislerin 'esrar kullanan, kadınlara tecavüz eden ve her türlü ahlaki ve hukuki kural dışında hareket eden' kişiler olarak gösterildikleri gerekçesiyle filmin yasaklanmasını" istiyorlar. Peşinden, "polisi küçük düşürdüğü gerekçesiyle emniyet kuvvetlerinin hedefi haline gelen 'Hemşo'nun, 16 yaşından küçüklere yasaklandığı... Kararın uygulanması için, sinema salon girişlerinde polisler tarafından kimlik kontrolü yapılacağı" bildiriliyor.

Film ile gerçeğin farkını henüz bilmeyen, kendini kaptıran, ağlayan, korkan çocuklar, büyükleri tarafından, "Bu sadece film yavrum" diye yatıştırılır. Aslında, mecbur kalınmış bir kandırmacadır bu. Toplumsallaşma sürecini henüz tamamlamamış, neyin film neyin gerçek olduğunu anlayacak yaşa gelmemiş küçük bir çocuğa, hayatın aslında filmlerdekinden de beter olabileceğini söylemeye kimsenin dili varmaz. "Hemşo" hakkındaki kararı veren yetkililerin film ile gerçeğin birbirinden ayırt edilmesinin mümkün olduğu yaş olarak öngördükleri 16'sına geldiğinde, o zaten yaşamda hangi haritalarla yol alacağını, yoldan çıkma tehlikesiyle karşılaştığında ise omzundaki polis imgesine kulak vermesi gerektiğini öğrenmeye başlamış olacaktır. Dolayısıyla, 16 yaşından sonra bu filme gitmenin bir sakıncası yoktur. "Hemşo"da dayakçı ve tecavüzcü olarak, 16 yaşından küçüklere gösterilmesi yasaklanan polisimiz, bu kez çıplak gözle görülmeyen daha örtük ilişkilerin baş aktörlerinden biri olarak temsil edildiği "Filler ve Çimen"e sesini çıkarmıyor. Başka bir şey oluyor: Gerçek ile kurmaca arasındaki bağlantısını bilhassa şu günlerde hızla kaybetmekte olan Türk insanına, omzunda küçüklüğünden beri taşıdığı hayalet, - sinema perdesini değil, bu sefer sinema salonunun dışını işaret ederek- o küçük sihirli cümleyi tekrar ediyor: "Bunlar sadece film, yavrum!"

Mustafa Konur, 2001

Hiç yorum yok: