05 Ekim 2008

Öldürmenin beyaz tekniği

20 Aralık 2000 günü devlet, F tipi cezaevi uygulamasından vazgeçilmesi için ölüm orucuna giren tutukluların bulunduğu cezaevlerine ani bir operasyon düzenleyince şaşıranlarımız olmuştu. Sabaha karşı saat dört sularında başlatılan operasyonun iddiası, ölüm orucundaki tutukluları hayata döndürmekti. Operasyonun sonunda onlarca kişi öldü, hayatta kalan tutuklular ise F tipi cezaevlerine sevk edildi. Oysa kısa bir süre önce, Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, F tipi cezaevi uygulamasından vazgeçildiğini söyleyip güvence vermişti. Dahası, bu operasyona yaklaşık bir yıl önce karar verildiği, F tipi cezaevi uygulamasına geçileceğinin açıklanmasıyla olacakların önceden öngörüldüğü ve bu operasyonun en ufak ayrıntısına kadar ta o günlerde tasarlandığı ortaya çıkıyordu. Şaşıranlar, bu ayrıntıları öğrendikçe daha da şaşırıyordu.

Hüseyin Karabey, şaşırmayanlardan. Çünkü o, daha bu operasyon düzenlenmeden aylar önce, F tipi cezaevi uygulamasının yürürlüğe konacağı "Avrupa standartlarını Türkiye cezaevlerine getireceğiz. Cezaevlerimiz Avrupa'dakiler gibi olacak" sözleriyle açıklanır açıklanmaz harekete geçmişti. Avrupa'daki cezaevlerini görmek, bu standardın ne mene bir şey olduğunu anlatmak ve devletin aldığı bu kararın altındaki asıl niyeti göstermek için bir belgesel film yapmaya karar verdi. Frankfurt'tan Bilbao'ya, Belfast'tan Bolonya'ya Avrupa'nın çeşitli merkezlerinde, hücreye kapatılarak sosyal ve duyusal tecride maruz bırakılmış siyasi mahkûmlarla konuştu. Sonunda "Sessiz Ölüm" adında, bir buçuk saatlik bir belgesel film yaptı. Ödül aldı. Film, Türkiye'de de gösterime girdi. Şimdi ise bu araştırmasını kitaplaştırdı. Kitapta, uzunlukları nedeniyle filmde kullanılamayan orijinal röportajlar tam halleriyle yer alıyor. "Sessiz Ölüm", Metis Yayınları'nın, 'beyaz' ve 'steril' olanın egemenlik alanında kendi dilini dolaşıma sokamayanlara bir ifade olanağı yaratmak için yayımladığı 'Siyah Beyaz' dizisinden çıktı.

Hüseyin Karabey, 1970 yılında İstanbul'da doğmuş. İktisat eğitimini terk ederek sinema okumaya karar vermiş. Marmara Üniversitesi'nin Sinema-TV bölümüne girmiş. Halen aynı üniversitede asistan. Sekiz yıldır bağımsız olarak kısa film ve belgeseller üretiyor. Filmlerinin konusu, Türkiye'deki insan hakları ihlalleri. Sinemayı ve yazıyı, hayatın saldırıları karşısında kendi yolunu şaşırmamak ve başkalarının da şaşırmasına engel olabilmek için, şifre çözücü bir dil gibi kullanıyor.

"Sessiz Ölüm" kitabında on yedi röportaj var. Karabey'in konuştuğu kişilerin birçoğu, yaşadıkları tecrit hakkında ilk kez röportaj veriyor. Bazıları kendi ülkelerinin en önemli siyasi mahkûmları olarak anılıyor; çok uzun yıllar boyunca -ortalama 15-20 yıl- tecride maruz kalmışlar. Kızıl Ordu Fraksiyonu'nun ilk ekibinden Irmgard Möller, Bask halkı için direnişin sembolü olan Mitxel Zarazketa, neredeyse bütün yaşamı cezaevinde geçen Jim McVeigh, öyküleri en etkileyici olanlar. Tecritte geçirdikleri yıllar hakkında konuşurken kendilerini ifade etmekte zorlanıyorlar; bu öyle bir durum ki, kendini ifade edemeyişin oluşturduğu alt-metin, tecritin asıl amacının ne olduğunu, kimi zaman röportajın kendisinden bile çok daha etkileyici bir biçimde anlatabiliyor.

Hüseyin Karabey, sadece mahkûmlarla görüşmekle yetinmemiş; onların yakınlarıyla, avukatlarıyla, yardım aldıkları psikologlarla da konuşmuş; tecrit olgusunun tüm boyutlarını elinden geldiğince göstermeye çalışmış. Karabey, tecridin izini sürdükçe, uygulamanın kimler tarafından nasıl gerçekleştirildiğine ilişkin ayrıntılara da ulaşmış ve bunlara röportaj aralarında etkileyici görsel malzemeler eşliğinde yer vermiş. Bu bölümlerde, uygulamanın "incelikleri", çocukluğu toplama kamplarında geçtikten sonra hayatını en etkili tecrit yöntemlerini bulmaya adayan bilim adamlarının çarpıcı öyküleri anlatılıyor.

Hüseyin Karabey'in bu çalışmasının en önemli yanı, tecridin bir geri kalmışlık meselesi değil, "uygar" ve "gelişmiş" Batı devletlerinin de yoğun olarak uyguladığı bir yöntem, yani bir iktidar meselesi olduğunu göstermesi. "Sessiz Ölüm", bu bağlamda, başka kitaplarla birlikte okunduğunda çok daha zihin açıcı olabilecek bir çalışma; bilhassa, Michel Foucault'nun, iktidarın kendini gösteriş ve debdebe içinde dışa vurduğu ve gücünü bu gösterişten aldığı eski siyasal sistemden, iktidarın giderek görünmez hale geldiği modern siyaset sistemine geçişe koşut olarak "fiziksel cezalandırmanın" yerini "bilinci yok etme"nin almasından bahsettiği "Hapishanenin Doğuşu" adlı yapıtıyla birlikte okunduğunda. "Sessiz Ölüm", "Hapishanenin Doğuşu"nun sağlaması, örneklemesi gibi adeta. Modern iktidarın nasıl bir gelecek hazırladığını bize önceden haber veren Kafka'nın "Dava"sı ve "Şato"su da, bu okuma sürecini daha da zihin açıcı kılabilecek başka iki kitap.

Çok önemli bir toplumsal işlevi cesaret ve içtenlikle yerine getiren Hüseyin Karabey'in kitabı ve birinci elden sunduğu tanıklıklar; her türlü inkârı, yalanı, demagojiyi, bilgisizleştirmeyi, iktidar oyununu bozmak için orada duruyor. Yarın öbür gün tekrar şaşırmak istemeyenler için.

Mustafa Konur, 2002

Hiç yorum yok: