06 Ekim 2008

Nanohayaller

Kendiyle çok dertli bir arkadaşımla telefonda konuşuyoruz. Her zamanki bunalmış hali. Sıkıntısını bir çırpıda anlatabileceği bir cümle arıyor. Ikına sıkına kurduğu cümleleri peş peşe sıralıyor ama nafile; hiçbiri yetmiyor... Sonra ağzından bir solukta şunlar dökülüveriyor: "Keşke hayatıma bir format atabilseydim." Sesinde belirgin bir rahatlama tonu. O aradığı cümleyi en sonunda bulup çıkarmış gibi.

Kendini makine dili ile ifade eden arkadaşım bilgisayarla pek haşır neşir olmuş biri değil. Ama bu dil bir yerden ona sızmış. Benim de zaman zaman belleğimde "search" yapıp "file not found" yanıtını aldığım hatırıma geliyor. İri bir soru işareti kafamda gitgide büyüyor...

Ray Kurzweil, yapay zekâ alanında araştırma yapan biliminsanlarının önde gelenlerinden biri. Katıksız liberalizmin bilime de uygulanmasını, teknolojik atılımlara etik sınırlamalarla müdahale edilmemesi gerektiğini savunuyor. Mutlak bir rasyonalist. Sayısız ödülü ve onur doktorası var. Yakın gelecekte nasıl bir dünyada yaşayacağımız konusunda söz ve iktidar sahibi. İnsan türünün bu dünyadaki serüveninin nasıl bir sona ulaşacağını, o ve diğer nanoteknoloji uzmanlarının beyin kıvrımlarında kurdukları hayaller belirleyecek. Kurzweil'ın söyledikleri, o metal soru işaretinin yanıtlarını da içeriyor.

Nanometre, metrenin milyarda birine karşılık gelen bir ölçü birimi. Nanoteknoloji, nanometre ölçeğinde üretim yapabilmeyi amaçlıyor; nihai hedefi, maddeyi oluşturan atomları tek tek seçerek, taşıyarak ve başka bir yerde birleştirerek istenen herhangi bir maddeyi yapabilmek. Böyle bir teknolojiye ulaşıldığında, gereksinilen her türlü tüketim maddesini herhangi bir ortamda, nanorobotlar aracılığıyla, başka maddelerin atomlarını bir araya getirerek üretebilmek mümkün olacak.

Ray Kurzweil ve diğer nanoistlerin gerçeğe dönüştürmek için çabaladıkları bu hayal, insanda büyük bir iştah ve heves uyandırıyor. Sahibinin isteğine göre farklı biçimler alabilen otomobilleri, boyasının rengini kendi kendine değiştirebilen akıllı duvarları, vücuda enjekte edilerek her türlü hasarı ve hastalığı gideren nanorobotları, dokuları sürekli yenileyerek sağlanacak sonsuz gençliği, yapay bağışıklık sistemi ile hiç hastalanmamayı... üretimi nanorobotlar yaparken zamanı bol bol aylaklık etmek için kullanmayı kim istemez!

Ancak, teknolojinin iktidar katında oturanların geleceğimiz için kurduğu hayaller bunlarla sınırlı değil. Jetgiller'in dünyasından, Asimov'un romanlarındakinden çok farklı bir 'gelecek tasarımı' söz konusu. Çeyrek asır öncesinin şimdiye göre daha insanî olan dünyasında üretilen Jetgiller'in, Asimov'un yazdığı romanların ütopyasında insan makineye ihtiyaç duyar ama onunla arasındaki mesafeyi korumaya da çalışır. Oysa şimdi, Ray Kurzweil ve diğer nanoistler, bu ütopyayı tepetaklak ediyor, homo sapiens'in bu dünyadaki serüvenini sona erdirmeyi düşlüyorlar. Sibernetik çağında kendisine ideal olarak robotu seçen insanın, bu ideali gerçekleştiremeden bizzat kendisini bir robot haline getirme hevesi söz konusu artık.

Kurzweil'dan öğrendiğimize göre, çok uzun olmayan bir gelecekte, insan beyni bir harddiske kopyalanabilecek ya da harddiskler insan belleğinin yerini alacak. İnsanoğlu, sanal gerçeklikte ölümsüzlüğe kavuşacak. Hattâ bu teknolojinin çok daha gelişkin aşamalarında, yaşamak için bedenlere bile ihtiyaç duyulmayacak. Hayatımızı bir harddiske kopyalayıp beğenmediğimiz taraflarını formatlayabileceğiz. Bu da yetmezse sanal gerçeklik boyutuna geçip bir tür elektronik sinyal olarak yeni bir yaşam formunda ölümsüz olacağız. Hiç hastalanmayacağız çünkü nanometrik boyuttaki robotlar her türlü hastalığı bedenimizde dolaşarak yok edebilecekler.

Nanoistler, bu gelecek tasarımına yönelik bazı korkular taşımıyor da değiller: Bütün hastalıkları yok edebilecek bu teknolojiyi tüm insanları ortadan kaldırmak için kullanacak birileri de ortaya çıkacak. Bu tehlikeye karşı yasal düzenlemelerin gerekliliğine vurgu yapıyorlar. Oysa ki bu işin yasayla masayla halledilemeyeceğini, nasıl bir çözüm bulunacağını tahmin etmek zor değil: Aklına kötü şeyler getirmeyen, yıkıcı eylemlere girişmeyecek, teknolojinin emrine koşulmuş ve tüm bunların sağlanabilmesi için 'bilincinden arındırılmış' siber-insan!

Ray Kurzweil'ın "insan makineyle birleşecek" diye özetlediği nanoteknolojik hayallerin insanın bugünkü sorunlarına getireceği birtakım çözümler, dibinde yatan ideolojik boyutu şimdilik gölgeliyor. Ölümsüzlük vaadinin baş döndürücülüğü, sonsuz gençlik garantisinin yaptığı iştah şurubu etkisi, sevdiklerimizi hastalıktan kaybetmeyeceğimiz bir hayatın özlemi… Nanoteknolojinin bu en can alıcı sorunlarımıza kesin çözüm vaadinin yanında bugünkü yabancılaşmamıza ve yalnızlığımıza rahmet okutacak kadar kullaşacağımız bir yaşam biçimi de birlikte geliyor. Yıllar önce harika oyuncaklar olarak gördüğümüz bilgisayarlarla yeni yeni tanışırken bir gün onların oyuncağı olacağımızı, karşılarında eblehleşeceğimizi, dilimizi kaybedip kendimize format atmaya kalkışacağımızı, o sarhoşlukla düşünemiyorduk. Geçmişte kurduğumuz hayaller bugün birer kâbusa dönüştü. Şimdi de nanoteknolojinin sorunsuz ve sonsuz yaşam hayaliyle karşı karşıyayız ve yine yavaş yavaş sarhoş oluyoruz. Bu kez bizi nasıl bir kâbusun beklediği çok net; inorganik olanın (makinenin) organik olan (insan) üzerindeki mutlak iktidarına dayalı bir hayat!

Makinenin özne insanın nesne durumunda olacağı bir gelecek tasarımı karşısındaki edilgenliğimiz biraz fazla değil mi? Beynimizi harddiske kopyalamak isteyen teknoloji muktedirleri ve onların yaratmak istedikleri "system" karşısındaki edilgen durumumuzu azıcık da olsa sarsamaz mıyız? Bizim adımıza hayal kurarak makinenin içinde eriyeceğimizi büyük bir hevesle müjdeleyenlerin(!) karşısına bambaşka heveslerle çıkmak muhafazakârlık mı olur? Yoksa, makinenin insan üzerindeki şimdiki iktidarını mutlak bir aşamaya taşımaya çalışmak mıdır asıl muhafazakârlık?

Basit bir soru, kendimize gelmemizi, nesne olmaktan az da olsa sıyrılmamızı sağlayabilir mi?

Vizontele filminin kuytuda kalmış bir sahnesi aklımda saklı kalmış. Çok uzaklardaki bir kasabaya, adeta hikmetinden sual olunmayacak bir güç tarafından gönderilmiş gibi duran asrın son harikası televizyonu gören kasabalılar ne yapacaklarını şaşırırlar. Ne adını duymuşlardır ne de ne işe yarayacağını anlarlar. Ama televizyon hakkında anlatılanlar o kadar çekicidir ki, onu bir an önce hayatlarına buyur etmek için yarışa çıkarlar. Bir kişi hariç. Gördüğü bu garip makinenin niye yapıldığını merak eden Siti Ana sorar; "Ne olacak bu?" Kocası yanıtlar: "Uzağı yakın edecek!" Siti Ana beklenmedik bir soruyla yanıt verir: "Sebep?" Bu saf ve basit ama bir o kadar da yıkıcılık taşıyan soru, daha doğrusu bu soruyu sormak, "system"e "error" verdirecek "bug" olmasın sakın?

Mustafa Konur, 2002

Hiç yorum yok: