24 Mayıs 2009

Domuzlar, kadınlar ve eşcinseller

İlk ortaya çıktığı 80’li yıllarda AIDS, hemen bir eşcinsel hastalığı olarak görülmüştü. Eşcinseller lanetliydi ve işte sonunda belalarını bulmuşlardı.

Kutsal kitaplarda ensest bile aslında hoşgörülüyordu. Lut, kızlarıyla yatağa girmişti ama Tevrat’ta bunu lanetleyen tek bir satır bile yoktu. Oysa erkekler arası eşcinsel ilişkinin payına düşen tanrının en korkunç cezalarıydı. Belli ki iki erkek arasındaki tensel ilişkiyle bir alıp veremediği vardı tanrının. O zamanlardan bugüne, eşcinsellerin üzerindeki lanet kalkmadı ama Tanrı yöntemlerini değiştirmiş görünüyor. Lut’un devrinde yakıp yıkarak ceza veriyordu, 80’lere geldiğimizdeyse artık daha rafine yöntemler kullanıyor, lanetini bir virüsle ulaştırıyordu. HIV, tanrının eşcinsellere lanetiydi. Daha sonra anlaşıldı ki, HIV gayet demokrat bir virüstü; cinsiyet, cinsel rol, cinsel yönelim ayrımı gözetmiyordu. Tanrının erkekliğinin karşısında herkes eşcinseldi.

Eşcinseller, kadınlar ve domuzlar… Tek tanrılı dinlerde Tanrı olarak isimlendirilen ortak karakterin lanetli yaratıkları. Geriye, heteroseksüel erkekler kalıyor: Tanrının sevgisine mazhar olan ayrıcalıklı çoğunluk, yaradılışın esas oğlanları.

İslam ve onun kutsal kitabı Kuran’da kadınların, eşcinsellerin ve domuzların durumu, aynı evi paylaşan ev arkadaşlarına benziyor. Domuzların durumu malum. Onun etini kendi etine katmak, en büyük günahlardan. Eşcinsellerin de domuzlardan farkı yok. İşin ilginç yanı, bu iki günah arasındaki ortaklık: Et. Tanrı, domuzun etiyle erkeğin eti arasında bir paralellik kurmuş belli ki. İkisini de erkeklere yasaklamış. Birini kulluğa ihanet, diğerini de erkekliğe ihanet saymış; kulum olacaksanız benim erkeklik tarifimi bozmayacaksınız, demeye getiriyor.

Peki, kadınlar? Erkekleri çok seven tanrı, kadınları domuzlardan ve eşcinsellerden daha fazla seviyor mu? Özellikle İslam’da, tanrının gözünde kadınların yeri en içinden çıkılmaz tartışma konularından biri olageldi. Türlü surelerde kadınlarla ilgili ayetler işaret edilerek İslam’ın kadınları ikinci sınıftan gördüğü iddia edildi. Böyle diyenlerin karşısına “cennet anaların ayaklarının altındadır” gibi laflarla çıkıldı. Ama burada, kadınlardan değil, annelerden bahsediliyordu. Yaşar Nuri ve benzeri “sofu olmayan” ilahiyatçılar, türlü taklalar atarak tanrıyı ve dini kurtarmaya çalıştı. Ama tanrının, baştan aşağı kendi sözü olan Kuran’da kullandığı söyleme yapılacak bir şey yoktu, bu yüzden de o söyleme hiç değinilmedi:

Okan Bayülgen, şovuna, sevse de sevmese de herkesi çağırır. Onun kimi sevip kimi sevmediğini anlamanın yolu kolaydır: Okan Bayülgen, sevmediklerini de konuk eder ama onlarla pek konuşmaz. Öylece bir köşede oturtur. Soru bile sormaz. Mesela Pınar Altuğ ve Yağmur Atacan çifti, bu tip konuklardandı. Tanrının üslubu da bunun aynısı. Kuran’ı okuduğunuzda, tanrının sadece erkeklerle konuştuğunu görürsünüz. Kadınları muhatap bile almaz. Kuran’daki söylem baştan aşağı böyledir. Tanrının muhatabı erkeklerdir. Kadınlara bir şey söyleyeceği zaman, gene erkeklere hitap eder, “kadınlarınıza söyleyiniz” diye başlayan cümleler kurar. Böyle yaparak Tanrı, erkekle kadın arasındaki mülkiyet ilişkisini de çatmış olur.

Erkekler tarafından, erkekler için, erkeklere göre ve erkek bir tanrının egemenliğinde kurgulanmış bu dünyada, erkeklerin zihninde kadınlar, tıpkı domuzlar ve eşcinseller gibi, birer melanet kaynağı olarak durur. O kadar yerleşmiş ve refleksif bir algıdır ki bu, bir muhakeme sürecini gereksinmeden, kendiliğinden ortaya çıkar; anlık tepkilerde, “ilk akla gelen” türünden düşüncelerde, hep bunun izi vardır. Ne tesadüftür ki, domuzlar ve kadınlar arasında bir kader ortaklığı olduğu en son domuz gribi salgınında ortaya çıktı.

Bugünlerde televizyon kanallarında, Sağlık Bakanlığı tarafından bilgilendirme amaçlı olarak hazırlanmış birtakım filmler dönüp duruyor. Bu filmlerde birbirimize hastalık bulaştırmamak için neler yapmamız gerektiği anlatılıyor: Hapşırırken yüzümüzü elimizle değil de dirseğimizin iç tarafıyla kapatmalıyız, yanımızdakinin suratına doğru öksürüp tıksırmamalıyız, elimize hapşırıp sonra o elle para tutup başkasına vermemeliyiz… Filmlerde bu bilgiler, canlandırmalar yoluyla aktarılıyor.

Bu filmlerin birinde bir ofis ortamındayız. Çalışanlardan bir kadın hastalanmış, hapşırıp duruyor. Patronunun yanında. Patron erkek. Masasında oturuyor. Kadını, kendisine doğru hapşırmaması için uyarıyor. Bir başka filmde bu sefer bir minibüsteyiz. Gene bir kadın hapşırıp öksürüyor. Hapşırırken yüzüne kapattığı eliyle tuttuğu parayı önünde oturan erkeğe, şoföre vermesi için uzatıyor. Dış ses (bu da bir erkek sesi) böyle yapmamamız gerektiğini anlattıktan sonra, işin doğrusu izlettiriliyor.

Bu filmlerin satır arası, alt metinleri bize ne söylüyor? Nasıl bir ideolojik yan var bu filmlerde?

Hapşıranların, yani hastalık bulaştırma riski olanların hepsi kadın. Tehlike altında olan, erkekler. Biri bir erkek patron, öbürü bir erkek yolcu. Sağlıkları yerinde ancak hasta kadınların tehdidi altındalar. Çünkü şuursuz kadınlar etrafa virüs yayıyor ve erkekleri tehlikeye sokuyor. Filmlerde, ne hapşıran erkek var, ne de virüs tehdidi altında bir kadın.

Mizansenlerin bilinçli olarak böyle kurulduğu iddia edilebilir. Böyle bir iddianın da kötümser bir bakış olacağı düşünülür. Oysa keşke bu mizansenler kasten böyle kurulmuş olsalardı. Keşke bu filmleri hazırlayanlar, erkekleri ve kadınları bilinçli olarak böyle temsil etmiş olsalardı. Asıl böylesi iyimser bir bakış olurdu. Çünkü bu mizansenlerde kadınların ve erkeklerin temsilinde kasıt olmadığı apaçık.

Bu filmleri hazırlayanlardan hiçbiri, kadınları şöyle erkekleri de böyle gösterelim diye düşünmedi. Akıllarının ucundan bile geçmedi bu. Her şey kendiliğinden oluverdi. Kadının erkek zihnindeki yeri, bu filmlere kendiliğinden böyle yansıdı. Nasıl ki kelimelerin anlamlarını öğrendikten sonra bunları hiç düşünmeden, otomatik olarak kullanıyorsak, yaşadığımız kültürde kadının ve erkeğin nelere karşılık geldiğini de aynı şekilde yansıtıveriyoruz. Bu içselleşmiş cinsiyet algısı, muhakemeyi, düşünmeyi, akıl yürütmeyi atlayarak çalışıyor. Böyle bir hayat karşısında da kadınlar, domuzlar ve eşcinseller ev arkadaşı oluyor.

Mustafa Konur, 24 Mayıs 2009

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Devamını bekliyoruz Mustafa !

Adsız dedi ki...

sen önce kur'anı oku iyice üstünde düşün ondan sonra yazı yaz belki sana faydası olur