18 Mayıs 2009

Gülsüm gerçek, hayat kısa...

Geçen hafta Malatya'da, ileride ineklik tarihinin kilometre taşı olarak anılacak bir olay yaşandı.

Malatya'nın Yeşilyurt ilçesine bağlı Kadiruşağı Köyü'nde "Gülsüm" adlı bir inek, sahibinin elinden kaçıp ilköğretim okulunun bahçesindeki Atatürk büstünü kırınca, Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından ineğin sahibi olan aile hakkında soruşturma açıldı. Soruşturma açılan aile de, devletin hışmından korkup ineği komşu köye sürgüne gönderdi.

Büstü kıran ineğin sahibi olayı şu sözlerle anlattı: "Her gün yaptığım gibi otlaması için dışarı çıkardım. Elimden kaçtı. Yakalamak için peşinden gittiğim sırada okulun öğrencileri ineğin bahçedeki büstü kırdığını söyledi. Olaya çok üzüldük. Ardından büstün kırılması nedeniyle soruşturma başladığını duyduk. Köye gelerek ifadelerimizi aldılar. Neredeyse tüm köylünün ifadesi alındı. Kabahatli olan bir hayvandı. Kasıt olmadığını söylesek de ceza alabileceğimiz söylendi. Bu nedenle korktuğumuz için soruşturmaya sebep olan ineğimizden kurtulmaya karar verdik."

Milli eğitim müdürünün açıklaması ise, kullandığı dil ve üsluba bakılırsa, olayın ciddiyetini gözler önüne seriyordu: "Soruşturma için bir müfettiş görevlendirildi. Olayda bir kasıt olup olmadığı veya olayın oluş biçimi hakkında kesin sonuçlara ulaşılmaya çalışılıyor. Köylülerden alınan bilgiler olayı bir ineğin gerçekleştirdiği yönünde."

Medyanın "Aziz Nesin hikayesi" başlığı atarak karikatürize ettiği bu mühim olayın üzerinde kimse pek durmadı. Oysa ki, olur da ileride bir gün, TC tebaası devlete karşı özgürlüğünü kazanacak olursa, Gülsüm bunun miladı olacaktır. Ama, TC yurttaşı olmanın, dahası Güneydoğulu olmanın ne mene bir şey olduğunu bir inekten öğrenmek, gene de kırıcı tabii.

Güneydoğu'yu, hatta sadece Güneydoğu'yu değil, memleketin her yönündeki hayat iklimini anlamak için, televizyona çıkan, gazetelerde köşeler yazan erkeklere ve kadınlara kulak vermektense, bir inek olan Gülsüm'ün hikayesi çok daha kafa açıcı. Yasama, yürütme, yargı erklerinin burada mostralık olduğunu, esas erkin korku erki olduğunu faş eden tek olay bu da değil. Güneydoğu'da yaşayanlar o denli korkutulmuşlar ki hayatları paranoya ikliminde sürüp gidiyor. Devletin enerji tasarrufu için dağıttığı tasarruflu ampulleri, içine dinleme cihazı yerleştirilmiştir kuşkusuyla kırıyorlar. Dahası da var: Güneydoğulu kadınlara doğum kontrolü için kurs veriliyor. Bu kursların sonunda kadınlara, gebeliği önlemek için devlet spiral takıyor. Onlar da dinleme cihazıdır diye bu spiralleri çıkarttırıyor. Hatta bu durumla ilgili fıkra olarak anlatılan bir olay var. Gerçi bunun fıkra mı yoksa gerçek bir olay mı olduğu meçhul. Çünkü durum öyle bir noktaya geldi ki, gerçeğin kurguya parmak ısırtması işten bile değil:

Güneydoğu'da devlet kadınlara yönelik doğum kontrolü kurslarında anlatıyor: Nasıl korunulur, nasıl hamile kalınmaz, istenmeyen gebeliklerden nasıl kurtulunur vs. Bu kurslara katılan kadınlardan biri de, her akşam kocasına o gün kursta öğrendiklerini anlatıyor. Kocası da merakla dinliyor. Kursun sonunda kadına spiral takıp gönderiyorlar. Akşam kocası gene soruyor, bugün neler öğrendiniz? "Bugün bir şey öğrenmedik," diyor kadın, "ama bana bir şey taktılar." Adam şaşırıyor. Neymiş o, diye soruyor. "Adı çıkıverdi aklımdan, ama artık hamile kalmayacakmışım, onun içinmiş" diyor kadın. Kocası birden telaşlanıyor. "Nasıl izin verirsin buna, deli misin sen" diye karısına bağırıyor, "kesin sana kamera takmışlardır bizi gözetlemek için!" Sonra, aç diyor karısına bacaklarını. Kadın açıyor. Kocası da sırıtan bir suratla karısının kukusunun içine doğru bakıp bağırarak el sallıyor: "Ne mutlu Türküm diyene!"

86 yıllık Cumhuriyet tarihinin özeti işte budur.

Mustafa Konur, 18 Mayıs 2009

Hiç yorum yok: