08 Kasım 2009

Lilika

Onu aldığımda iki aylıktı. Minicik bir şey.
Avucuma koyup baktığımda dehşete düşmüştüm. Bu kadar küçük bir canlıyı ilk kez elimde tutuyordum.
Annesinden ayrılmıştı.
Acı acı miyavlayıp dolandı durdu evde.
Benim de ilk kez bir kedim oluyor, kedilerden anlamıyorum, alışacak mı acaba diye endişe ediyorum.
Miyavlaması durur diye bekledim.
Durmadı.
Uykum geldi. Yattım.
Yüz üstü uyurum ben.
Bir baktım, yanıma gelmiş.
Sırtıma çıktı.
Oracıkta kıvrılıp uyudu.
Kendisini sevdirmez. Kucağınıza alamazsınız. Naylon yer. Sigara paketinin jelatinine bayılır; çiğner ve yutar. Yeryüzünün muhtemelen en ödlek kedisidir. Kendi dahil her şeyden korkar. Elektrik süpürgesinin ucunu görse evin öbür ucuna kaçar. Gardırobumun sol kanadı fetişidir. Her gün oranın önüne gidip miyavlar, aç şunu diye. Açarım. Girer içeri. Koklar. Bakınır. Çıkar. Bilgisayarıma bağlı tüm kabloları kemirir koparır. Bu huyundan zarar görmemek için evin orasına burasına bıraktığım birkaç metrelik kablo parçalarına dokunmayıp gene benim kabloları koparacak kadar akıllıdır. Birazcık da takıntılıdır; kakasını tam örtemedi diye dakikalarca uğraşır.
Ve çok konuşur...
Anası İstanbullu bir tekir, babası Samsunlu bir sarman.
Bugün, 9 yaşına girdi.
Akrep burcudur.
Lilika'yla beraber yaşamaya başlamak benim hayatımdaki en büyük devrimdir. İster hayvan olsun, ister insan, "benim gibi olmayan"ı "öteki" olarak görmemenin ancak "ilişki kurarak" mümkün olabileceğini Lilika'dan öğrendim. İlişki kurmadığınız sürece bir hayvanın sizin için sadece "hayvan" olarak kalacağını, beraber yaşamaya başladıktan sonra onun bir "hayvan" olmaktan çıkıp "beraber yaşadığınız bir canlı"ya dönüştüğünü fark ettiğinizde tattığınız duygunun hem ufuk hem de kalp açıcı olduğunu anlamam onun sayesinde oldu.
Mustafa Konur