17 Şubat 2011

Subay ve Biz

Bugün medyaya birtakım görüntüler düşmüş. Subayın biri, atış talimi sırasında, ne kadar usta bir atıcı olduğunu kanıtlamak için, hedefin kenarına askerleri dizmiş, hedefe tabancasıyla ateş ediyor. Belli ki subayın tabancasıyla arası iyi. Kimse zarar görmemiş. Ama olay, infial yaratmış. Ya bir kurşun sekseymiş de askerlerin birine isabet etseymiş. Kabul edilemezmiş. Hiç böyle şey olur muymuş… Pardon ama, ne başka ne bekliyordunuz?

İnsanlar askere gittiklerinde türlü eğitimler alabilirler ama özünde onlara sadece iki şey öğretilir. Bir tanesi ve en başta geleni, iradenizi teslim etmek. İkincisi, elinize verilen tüfeğin sizin bir uzantınız olduğudur.

Asker için önemli tek konu, o uzantısından fırlayan kurşunun hedefine varmasıdır. Yolda kurşunun karşısına çıkacak bir engel varsa, o sadece bir engeldir. Asker, engelin canlı ya da cansız olmasına bakmaz. Bu bir ağaç da olabilir, bir tavuk da olabilir, bir insan da.

Atış taliminde askerleri hedefin kenarına dizen subay, doğasının gereğinden başka bir şey yapmıyor. Ama bu atış talimindeki resmin münferit bir vaka olmadığını, askerin ve silahın doğasının aynen böyle olduğunu bir şekilde insanlara unutturmak için, ara sıra böyle vakaların ortaya çıkması, “kişinin” cezalandırılması ve gönüllere su serpilmesi gerekiyor.

Astrolojiyle uğraşanlar savaşçıya “Mars prensibi” derler. Savaşçı Mars için hedefe ulaşmaktan başka bir mesele yoktur. Bir bakıma, yumurtayı dölleyen sperm de bu prensiple çalışır. Mars, doğada bir varlığın hayatta kalmasını sağlamak için tesis edilmiş bir enerji gibidir. Fiziksel ya da toplumsal varlığınıza kasteden bir etkiyle karşılaştığınızda kendinizi korumak için verdiğiniz reaksiyonu sağlayan bu Mars prensibidir. Doğada bu enerjiyi taşımayan hiçbir varlığın hayatta kalması söz konusu bile olamaz. Aynı prensip, birey ile toplum arasındaki ilişkide de vardır. Öteki insanlardan gelecek baskıya karşı kişinin kendi bireyselliğini savunmasını sağlayan, gene bu Mars prensibidir.

Ancak Mars, kendi varlığını değil, ait olduğu varlığın varlığını sürdürebilmek için vardır. Bir tür hizmetkardır. Peki ya tersi olursa ne olur? Mars’ın temel meselesi, öncelikle kendi varlığını korumaya dönüşürse, o zaman ne olur?

Görüntülerde, hadisenin kahramanı olan subayın yüzünü göremiyoruz. Ama biliyoruz ki, o yüzde bize çok tanıdık gelen bir sırıtış var. Fakat arkası bize dönük olduğu için bu sırıtışı doğrudan onun yüzünden alamıyoruz. Ama o sırıtış subayın yüzünden çıkıp hedefin kenarına dizdiği askerlerin yüzüne yansıyor. Askerler, durumdan gayet memnun, hatta komutanın zaferini kendi zaferleriymiş gibi paylaşır görünüyorlar.

Bir daha söyleyelim, askerlikte yalnızca iki şey öğretilir: İradenizi teslim etmek ve size ait olsun olmasın her silahı bir uzantınız olarak görmek. Kısacası, bu hadisede hiçbir gariplik yok. Her şey beklendiği ve istendiği ve toplum tarafından da onaylandığı gibi cereyan ediyor.

Şimdi bir daha soralım: Mars’ın temel meselesi, öncelikle kendi varlığını korumaya dönüşürse, o zaman ne olur? Bu sorunun yanıtlarını bir çırpıda sayabilecek tecrübelere bir hayli sahibiz. Balyoz olur, darbe olur, 12 Eylül olur, eğitim zaiyatı olur, vicdani retçilerin boğazına sarılmak olur, Erdal Eren’i idam edip orduevlerinde ucuza yiyip içmek olur…

Mustafa Konur, 17 Şubat 2011