02 Temmuz 2013

35

Tam 20 yıl önce bugün, Sıvas'ta, şiirin elinde, kendini savunabilmek için sadece tahta saplı bir fırça vardı...

27 Haziran 2013

"Andımız" faşist İtalya'dan...

şu akil adamların raporunda yer alan "andımızın kaldırılması" önerisi muhtemelen birçok kişiyi çılgına çevirip harekete geçirecek. sorgulamadan her şeyi kabul etmeye endeksli beyin popülasyonunun aşırı miktarda olduğu misak-ı millide, devletin, çoğumuzun beyninde oluşturduğu otomatik programcıklar andımızın kaldırılmasına yüksek sesle karşı çıkacak, elektriğe tutulmuş gibi irkilecek. bir şeylerin elden gittiğini düşünerek köpürecekler. siyasiler, çıkar grupları vs. değil, bildiğin sokaktaki insan yapacak bunu.

bu hiç üzerinde düşünülmeden bir refleks olarak verilen edilgen tepkiye bir dondurup, "vatan elden gidiyor" abuklamasını bir tarafa bırakarak andımızın ne mene bir şey olduğuna baktığımızda şunları görürüz:

- andımız denen metnin kaynağı pek bilinmez: mussolini italya'sında duçe'ye bağlılık yemini ettirilmek için siyah önlüklü beyaz yakalı öğrencilere okutturulan metinden ilham alınarak türkiye'ye ithal edilmiştir. faşist italya ve nazi almanya'sına yakın politikaları savunan recep peker'in marifetidir; kendisi, 1931-1936 yılları arasında Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri sıfatıyla, Atatürk ve İnönü'nün yanında rejimin "üçüncü adamı" olarak sivrilmiş, 1936'da faşizmi incelemek üzere İtalya'ya gönderilmiş ve dönüşünde Başvekil İsmet İnönü tarafından da onaylanarak imzalanan ve TBMM üzerinde bir "Faşist Konsey" kurulmasını öngören raporu yazan kişidir. (bu arada, şu "siyah önlük, beyaz yaka" üniforması tanıdık geldi mi size? yakın zaman öncesine kadar ilkokul öğrencilerine türkiye'de giydirilen bu üniforma bile faşist italya'dan kopya edilmiştir.)

- beş yıl boyunca, beyinleri her türlü formata açık yaştaki bacak kadar çocuklara bu faşizan yemini ettirdikten sonra, büyüdüklerinde "düşünen beyin", "sorgulayan zihin", "koyun olmamayı" beklemek abestir. bu yeminin tek amacı budur: devlete tapacak, devletin iradesine boyun eğecek insanlar üretmek. evet, "üretmek". bu kafa ülkeyi bir çiftlik, içindekileri de evcilleştirilecek hayvanlar gibi görür. devlet o çiftliğin sahibidir. (kendilerine "mustafa kemal'in askerleri" diyenler de bu şekilde üretilir).

- ister atatürk olsun, ister başka biri olsun, bir lidere bağlılık amacıyla "varlığım varlığına armağan olsun" diye küçücük yaşta yemin ettiriliyorsanız, bu sahiden çok ama çok fena bir şeydir. zaten beş yıl boyunca gidip geldiğiniz sınıflar belli bir liderin resimleriyle, sözleriyle, türlü nesneleriyle donatılarak bir tür tapınağa çevrilmiş haldedir. tapınağa o lidere bağlılık yemini ettirerek sokarlar sizi. yemin ettiğiniz liderin nasıl biri olduğu, kim olduğu hiç önemli değildir. mühim olan, bir lider kültü karşısında sizin sıfırlanıyor olmanızdır. aslında o lider bir araçtır sadece. devlet, o lider kültünü size karşı "kullanıyordur". devletin sizin üzerinize bu şekilde abanmasına, iradenizi ve benliğinizi zorla ele geçirmesine, sizi ve aklınızı aslında kendisinin bir hoparlörüne çevirmesine itiraz etmiyorsanız, o zaman ileride yiyeceğiniz coplardan, işkencehanelerde uğrayacağınız tecavüzlerden, devletin silahlı güçlerinin saldırısıyla kaybedeceğiniz organlarınızdan, kucağınızda çocuğunuzun cesediyle kalakalmaktan şikayet etme hakkınızı da maalesef kaybedersiniz.

- andımız kaldırıldığında sokaklara dökülenler işte o çiftlikte üretilen "mustafa kemal'in askerleri" olacak. işin trajik tarafı, devlet faşist ve baskıcı bir devlet olmaktan sahiden ve kendi rızasıyla vazgeçmek istiyor olsa bile "mustafa kemal'in askerleri" gene sokağa dökülecek. zihinlerine yerleştirilen program kendi varlığını sürdürmek için elinden geleni yapacak. ağızlarında dökülen sözlerin ne anlama geldiği üzerine hiç düşünmeyecekler, akıl yürütmeyecekler. akıl yürütmeye kalksalar bile, bu akıl "onlara belletilmiş akıl" olacak.

- eğer andımız kaldırılırsa, yukarıdaki sebeplerden ötürü kaldırılmayacak. bu ülkede devlet ile toplum arasındaki ilişki biçiminde radikal bir reform yapma amacıyla kaldırılmayacak. bugüne kadar tayyip'i ve akp'yi, faşizan devlet yapısını reforme edecek bir özgürlük havarisi zannetmiş olanlar, hanyayı konyayı son birkaç hafta içerisinde anlamış olmalılar. tayyip'in ve partisinin hiçbir zaman böyle bir derdi yoktu. devleti reforme etmeye hiçbir zaman niyetlenmediler. sadece devlet aygıtının içeriğini değiştirip aynı aygıtı aynı felsefeyle kendileri kullanmaya başladılar. tayyip'i ülkeye özgürlük ve demokrasi getirecek aktör olarak görenlerin sonradan gözyaşı dökmeleri bunu az buçuk anlamaya başlamalarıyla oldu.

bu arada:

yıllar önce bu andımızla ilgili şahane bir olay olmuştu. olayın kahramanı küçük kız muhtemelen geçtiğimiz günlerde direnişçilerden biri olmuştur :))

25 Mayıs 2000'de bu olayı kaleme alan çetin altan şunları yazmış:

"21. Yüzyıl'la birlikte Türkiye'nin de artık iyiye doğru gitmekte olduğu kesin...

Bunu da nerden çıkartıyorsun demeyin; 20. Yüzyıl boyunca sürmüş olan oligarşilerin, gencecik beyinleri betonlaştırma ve "düşünme dışı bırakma" şahmerdanları, iyiden iyiye alay konusu olmaya başladı.

Geçen haftanın sonunda Köyceğiz'deyken, bizim özel ve yerel müsteşar Mehmet Çulhacı, her sabah olduğu gibi yine saat 7'de getirdi tüm gazeteleri.

Hürriyet'in ilk sayfasının sol başında "Küfürlü ant" diye tek sütunluk bir haber vardı.

Çanakkale'deki ilkokullardan birinde, sanırım 19 Mayıs törenleriyle ilgili olarak, kürsüye çıkarılmış olan 11 yaşındaki 5. sınıf öğrencisi bir kız çocuğu, 70 yıllık mahut antı tekrarlarken:

- Türküm, doğruyum, çalışkanım. Ülküm yükselmek... ananızı s...mektir, deyivermiş...

Aman ne kadar çok güldüm, ne kadar çok...

Akşama kadar kime rastladıysam, tekrarlayıp durdum aynı haberi...

Taşlaşıp kalmış, basmakalıp resmi bir okul töreninde, 11 yaşındaki bir kız çocuğunun, böyle bir dil sürçmesini gündeme getirmiş olması bile, Türkiye'nin iyiye doğru gitmekte olduğunun somut bir göstergesi..."

14 Haziran 2013

BUNLARA CEVAP VER TAYYİP!


Ethem Sarısülük'ü vuran polis kim?

Abdullah Cömert nasıl öldü?

Mehmet Ayvalıtaş neden öldü?

Vedat Oğuz nasıl kör oldu?

Polisler niye kask numaralarını kapattı?

Bedenlerimize ne girip ne çıkacağına karar verme hakkını nereden buluyorsun?

Opera seyretsen, otobüsün tepesinde karına yaptığın gibi "sus be kadın" mı yapacaksın sopranoya?

Camideki içki görüntülerine ne oldu? Montaj mı yetişmedi?

Kızın görüşmelerde hangi sıfatla bulundu? Küçükken kendisini prenses yapma vaadiyle mi kandırdın?

Sidik ve bok kokusu burnuna nereden geliyor?

Mobese kameraları neden kapatıldı?

Sen herkesi gözümüzün önünde kucağına oturturken bizim kimin kucağına oturacağımızdan sana ne?

O bıyığını kesmenin zamanı gelmedi mi artık?

İktidar mı, Allah mı? Bir kez olsun dürüst yanıt ver...

Allaşkına nolur söyle, o pazar günü o ekose ceketleri giymek kimin fikriydi?

Niye habire "benim gencim, benim bilmemnem" deyip duruyorsun? Niye hepimiz senin  bir şeyin oluyoruz? Nerden geliyor bu samimiyet?

Fazla mesai ve yorgunluk yüzünden hayatını kaybeden polis Mehmet Sarı'yı göstericilerin aşağı attığını söylerken hangi inanca sığınıyorsun?

6 köpek, onlarca kedi ve binlerce kuşu gürültü kirliliği mi öldürdü? Senin tabirinle "bunlar da çevre değil mi" canım benim?

Reyhanlı'da ölenlerin hepsinin Sünni olduğunu nasıl tespit ettin?

Twitter'ın kuşunu sosyal medya kanunuyla kafese sokabileceğine inanıyor musun sahiden?

"Can güvenliğiniz yok" diyen adam nasıl vali olabiliyor?

Tüm gazetelere aynı manşetleri servis etmek hangi lobinin komplosuydu?

Tek işi tüm tartışma programlarını izlemek, fişlemek ve baskı yapmak olan danışmanlarının olduğu doğru mu?

"Yaradılanı yaradandan ötürü seviyoruz" dedikten sonra, sevmediğin çapulcuları, ayyaşları kimin yaratmış olabileceğine dair tutarlı bir teorin var mı? Kafir Darwin'in evrimi mi sorumlu onlardan?

Gezi Parkı'na şafak operasyonu emrini kim verdi?

Başbakanından valisine bakanına kadar herkes polisin uyguladığı gücü aşırı bulurken, peki bu vahşetin sorumlusu kim?

Kürtajı, çocuğun yaşam hakkını koruma kisvesine sokarken, karınları doyduğu için Gezi Parkı'na sığınan sokak çocuklarının hayatlarını iyileştirmek için 10 yıldır ne bok yaptın?

AVM yapmak yerine sokak çocukları için bir tesis falan yapmayı hiç düşündün mü?

13 yaşındaki çocuğu öldüresiye döven polis kim?

Avukatlar neden yaka paça göz altına alındı?

Yaralılara sağlık hizmeti veren doktorlara soruşturma açtıran alçak mahluk kimdir?

Yiğit Bulut kaça mal oldu?

Tekerlekli sandalyedeki insana tazyikli su sıkan polis hala halkın güvenliğinden sorumlu olacak mı?

Polislerin gaz fişeğiyle kaç kişinin gözlerini çıkarttığını ezberden söyleyebilir misin?

Ev penceresinden içeri gaz bombası atmak da inancın emri mi?

Lobna Allami'yi kim vurdu?

AKM'deki paçavralar dediğin pankartlar yasal parti ve dergilere ait değil mi?

Cari açıktan, ekonomiyi dışarıdan gelecek sıcak paraya endekslemekten ne haber?

Biber gazından başka hangi gazları kullandınız?

Kaç çocuk yapacağımızdan sana ne?

Doğurup doğurmayacağımızdan sana ne?

Cezaevlerinde, yetiştirme yurtlarında tecavüze uğrayan çocuklar için ne yaptın?

Kendini niye hepimizin babası zannediyorsun? Tedavi almak ister misin?

İsviçre'de sana ait banka hesapları var mı?

Niye hem opera binası yapmaya kalkıp hem de devlet opera ve balesini kapatmaya kalkıyorsun? Sümeyye mi sahne alacak orada?

Herkesin gözünün içine baka baka yalan söylüyorsun. Bizi sahiden bu kadar salak mı sanıyorsun?

Habire "bunlar" dediklerin kimler? Net bir tarifini verebiliyor musun?

Öcü yaratmak için kimlerden akıl alıyorsun?

Gezi direnişi sürerken kabul edilen petrol yasasının sonuçlarını da çıkıp anlatacak kadar cesaretin var mı?

Bu medya niye konuşamıyor?

Aşırı sendikacı ne demek? Bu aklı hangi danışmanın verdi?

Niye hayatımızın en güzel dönemine denk geldin?

Kaç önceki hayatında zürriyeti kesilmiş bir müteahhittin? Bu neyin karması?

Sağlık bakanı kendisine dert yanan görme engelli vatandaşa "gözlerin görmüyor sana iş vermişiz" dediğinde, haysiyet nedir diye hiç düşündüğün olmadı mı sahiden?

Neden başa bela olmuş eski sevgili gibisin ve her şeye burnunu sokuyorsun?

13 yaşındaki NÇ'nin 26 tecavüzcüsü niye serbest kaldı?

Ya sahiden, nasıl bu kadar çok yalan söyleyebiliyorsun?

"Yargı bağımsızdır" dedikten sonra "gerekeni yapacaktır" demek için hangi mantık kitabına çalıştın?

İşçilerin hayatını kaybettiği işyeri kazaları hakkında bir tane bile soruşturma açıldı mı?

Herkesin kıskandığı için içeriyi karıştırdığını iddia ettiğin ülkende neden küçük çocuklar kendisinin beş katı kocaman çöp arabasını çekerek geziyor sokaklarda?

Beşiktaş iskelesini niye sattın?

Çalınan sorularla kimleri hangi okullara soktunuz?

Beslemeniz haline getirdiğiniz üniversite rektörlerinin sayısı kaç?

Van depremi için yapılan bağışlara ne oldu?

Erciş'te 200 bin ağacı neden kesiyorsun?

Hayat TV'yi neden kapatıyorsun?

Gezi olaylarında polisin copladığı kızın hastanede sakat kalabileceği söylendiğinde attığı çığlığı hiç duydun mu?

Diktatör olup olmadığına bile kendi karar veren birine sence ne denir?

BDP milletvekilleri niye hala tutsak?

Roboski'de vur emrini kim verdi? Meclis soruşturmasında üzerini kim örttü?

İzmir'de polislerle kankalarıymış gibi beraber dolaşan eli sopalılar kimdi?

Oğlunun sünneti nasıl bir sünnetti ki altınlarıyla gemi alınabildi?

Sana bakınca kötü bir şaka görüyoruz, sen bize bakınca ne görüyorsun?

12 Haziran 2013

Televizyon seyircisiyle devrim yapılmaz!

faşistler bu sefer akıllı davrandı.

31 mayıs ve sonraki günlerde, tv kanallarının yayın yapmaması, daha fazla infiale ve daha fazla insanın sokağa dökülmesine yol açmıştı. çünkü olup biteni ekranlardan seyredemiyorlardı. (düşünsenize: yan sokaktan korkunç bir gürültü, bağırış çağırış geliyor. pencereden bakıyorsunuz, göremiyorsunuz. dayanamaz, dışarı çıkarsınız. yok eğer pencereden görebiliyorsanız, uzaktan uzaktan seyredersiniz.) ilk günlerde o kadar çok insanın türkiye'nin birçok yerinde kendini sokağa atmasında, olayları evden oturup seyredememeleri de önemli bir etkendi... (hayır, 'kitlelere' haksızlık edip davaya ihanet etmiyorum.)

devlet belli ki bu kez buna uyanmış. bu sefer tam tersini yaptılar. sabahın köründen itibaren tüm kanallar her şeyi canlı yayınladı. bu da doğal olarak olayları ekrandan seyredecek insanların sayısını artıracaktı. zaten bu sefer son derece iyi hesap edilmiş bir stratejiyle geliyorlardı. kendileri yazıp kendileri oynayacakları için kontrol onlarda olacaktı.

sabahleyin önce bir tiyatro izlettiler. valla billa sadece marjinaller ile çatışıyorlardı. gezi parkındaki "çocuklar"a ise dokunulmayacaktı. oysa asıl hedef onlardı...

vali tüm gün bunun altını çizdi. herhalde dünya tarihinde "marjinal" sözcüğü bir gün içerisinde bu kadar çok hiç kullanılmadı. akşama doğru, taksim meydanında kalabalıklar birikmeye başladı. fakat 31 mayıstaki kadar büyük bir kalabalık dökülmedi sokağa. çünkü ekranlardaki canlı yayınlar birçok kişiyi evinde tutmuştu. insanların meydanda birikmesine izin verdiler. öyle bir söylem geliştirildi ki, gezi parkındakiler dışında, taksim'e kim gelirse gelsin otomatikman marjinal etiketi yiyordu. kalabalık iyice artınca üzerlerine hücüm edildi ve püskürtüldüler. çok sayıda polis taksim meydanını abluka altına aldı. strateji işledi: gezi parkındakiler ile onlara destek vermek üzere oraya gelenler ve gelebilecek olanlar birbirlerinden ayrıştırıldılar.

sonra stratejinin diğer adımları uygulandı. vali devletin köpek dişlerini göstererek bir konuşma yaptı. gezideki çocukların can güvenliği olmadığını açık açık söyleyerek gözdağı verdi. sonra da kanal kanal ekranları gezip gene kötü marjinalleri ve masum çocukları anlattı... ve böyle böyle, gezi parkındakileri izole etme kalma hedefine adım adım ulaştılar.

sabahtan itibaren kendileri yazıp kendileri oynadılar.

medya, yayın yapmasa da zarar verdi, yapsa da...

ama galiba en önemlisi: kitlelere, kalabalıklara güven olmaz. kalabalığın miktarına hiç güven olmaz. hele hele, televizyon seyircisiyle devrim falan asla yapılmaz...

10 Haziran 2013

Nihal'den babayı alın, geriye ne kalır ki...

"başbakanın konuşma üslubunu eleştirenler, akm'ye astıkları 'kes sesini tayyip' pankartına baksın" diyen nihal bengisu karaca...

canım, seninle akp iktidara geldikten sonra tanıştık. o zamanlar ekranlarda belirmeye başlayan cehalet neferlerinden biriydin. akp'nin ve tayyip'in bir uzvu olarak tartışma programlarında yerini aldın. 

aradan on yıl geçmiş, bir "hiç" olarak gelmişsin, hala bir "hiç"sin. 

babaya "kes sesini" diyemeyen hiçbir kız ve hiçbir erkek büyüyemez, yetişkin olamaz. şahsiyetini yaratamaz, babanın uzvu olan bir "hiç" olmaktan kurtulamaz... bu uğurda erkek çocuğun işi daha kolaydır. kendi babasına "kes sesini" demesi çoğu zaman yeterli gelir. lakin kızların işi zordur. 

kızların kendi babasına kes sesini demesi yetmez, onlar tüm bir erkek dünyasına "kes sesini" demek zorundadır. bu da az buz bir iş değildir... peki, diyemezlerse ne olur? nihal bengisu karaca ve benzerleri olur. o eski türk filmlerindeki kezban'ın durumuna düşerler: köylü kızı kezban istanbul'a gelir, sosyetik kadınlar tarafından aşağılanır, hor görülür. onlardan intikam almak için onlar gibi olur. 

adın nihal bengisu karaca ise, kendi babanın replikasını ararsın, kendine yeni bir baba bulursun. o baba tahta geçtiğinde, onun bir uzvu olursun. baba tahtta olduğu sürece senin de ekranlarda bir döner koltuğun olur. fakat babanın tahttan ineceği zamanları da hesap etmek lazım. çünkü bu hikayede, babayla gelen babayla gider, baba gittikten sonra nihalden geriye hiçbir şey kalmaz.

FLAŞ... FLAŞ... FLAŞ... HÜKÜMETTEN ASTROLOJİ AÇILIMI!


Başbakan Erdoğan, astrolojideki ev sistemleri karmaşasına son verecek yeni bir proje üzerinde çalıştıklarını açıkladı. Ev sisteminden sonra sırada yeni Zodyak var.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bilinmeyen bir özelliği ortaya çıktı. Aslında küçüklüğünden beri burçlara merakı olduğunu, hatta bir bakışta herkesin burcunu tahmin edebildiğini söyleyen Erdoğan, eşiyle beraber basın mensuplarına verdiği kır kahvaltısında açıklamalarda bulundu:

“Ben aslında bu meseleye çok zaman ayıramadım. Aslandı, boğaydı, ötesine geçemedik. Ama Emine çok meraklıdır. Biz iktidara geldikten sonra daha yakından ilgilenme fırsatı oldu,” diyen Erdoğan, yeni düzenleme talebinin aslında eşinden geldiğini söyledi: “Emine yükseleni de öğrendikten sonra harita çıkarma işine merak sarmış. Egemen’e söyledim, astroloji kitapları aldırdı. Bizim hanım da becerikli, kısa sürede harita çıkarmaya öğrendi. Malum, kabinedeki arkadaşların eşlerinin bu işe merakı var. Hepsi harita istiyor. Emine de çıkarıyor. Ama bir noktada sıkıntı çıktı. Evler mi ne varmış bu haritada. O sistem, bu sistem diye her kafadan bir ses çıkıyormuş. Emine’de bir sıkıntı oluştu bu noktada. Yorum yapacakmış, ama gezegenin evi belli değilmiş. Benden rica etti. Ben de bizim toplu konut idaresindeki arkadaşlara talimat verdim. Şimdi yeni bir ev sistemi üzerinde çalışıyorlar. On iki evle de kendinizi sınırlamayın dedim, ne gerekiyorsa yapın. Haritanın ortasına da yeşillik ve ağaç koyduruyorum. Sonra adımız çevre düşmanına çıkıyor.”

Hükümetin astroloji açılımının evlerle sınırlı kalmayacağını söyleyen Erdoğan, yeni bir Zodyak üzerinde de çalışmalara başladıklarını belirtti:

“Biz bazen Emine’yle gece gökyüzünü seyrederiz. Yıldızlardan şekiller çıkarırız. Emine bu harita işine girdikten sonra, geldi, astrolojideki yıldız şekillerinde açıklar bulmuş. Ben pek anlamıyorum, ama, mesela o aslan yıldızında aslında türkan şoray kirpiği mi ne varmış. Anlatınca benim de aklıma yattı. Meteoroloji genel müdürlüğüne talimat verdim, şimdi onlar da yeni bir Zodyak üzerinde çalışıyor.”