27 Haziran 2013

"Andımız" faşist İtalya'dan...

şu akil adamların raporunda yer alan "andımızın kaldırılması" önerisi muhtemelen birçok kişiyi çılgına çevirip harekete geçirecek. sorgulamadan her şeyi kabul etmeye endeksli beyin popülasyonunun aşırı miktarda olduğu misak-ı millide, devletin, çoğumuzun beyninde oluşturduğu otomatik programcıklar andımızın kaldırılmasına yüksek sesle karşı çıkacak, elektriğe tutulmuş gibi irkilecek. bir şeylerin elden gittiğini düşünerek köpürecekler. siyasiler, çıkar grupları vs. değil, bildiğin sokaktaki insan yapacak bunu.

bu hiç üzerinde düşünülmeden bir refleks olarak verilen edilgen tepkiye bir dondurup, "vatan elden gidiyor" abuklamasını bir tarafa bırakarak andımızın ne mene bir şey olduğuna baktığımızda şunları görürüz:

- andımız denen metnin kaynağı pek bilinmez: mussolini italya'sında duçe'ye bağlılık yemini ettirilmek için siyah önlüklü beyaz yakalı öğrencilere okutturulan metinden ilham alınarak türkiye'ye ithal edilmiştir. faşist italya ve nazi almanya'sına yakın politikaları savunan recep peker'in marifetidir; kendisi, 1931-1936 yılları arasında Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri sıfatıyla, Atatürk ve İnönü'nün yanında rejimin "üçüncü adamı" olarak sivrilmiş, 1936'da faşizmi incelemek üzere İtalya'ya gönderilmiş ve dönüşünde Başvekil İsmet İnönü tarafından da onaylanarak imzalanan ve TBMM üzerinde bir "Faşist Konsey" kurulmasını öngören raporu yazan kişidir. (bu arada, şu "siyah önlük, beyaz yaka" üniforması tanıdık geldi mi size? yakın zaman öncesine kadar ilkokul öğrencilerine türkiye'de giydirilen bu üniforma bile faşist italya'dan kopya edilmiştir.)

- beş yıl boyunca, beyinleri her türlü formata açık yaştaki bacak kadar çocuklara bu faşizan yemini ettirdikten sonra, büyüdüklerinde "düşünen beyin", "sorgulayan zihin", "koyun olmamayı" beklemek abestir. bu yeminin tek amacı budur: devlete tapacak, devletin iradesine boyun eğecek insanlar üretmek. evet, "üretmek". bu kafa ülkeyi bir çiftlik, içindekileri de evcilleştirilecek hayvanlar gibi görür. devlet o çiftliğin sahibidir. (kendilerine "mustafa kemal'in askerleri" diyenler de bu şekilde üretilir).

- ister atatürk olsun, ister başka biri olsun, bir lidere bağlılık amacıyla "varlığım varlığına armağan olsun" diye küçücük yaşta yemin ettiriliyorsanız, bu sahiden çok ama çok fena bir şeydir. zaten beş yıl boyunca gidip geldiğiniz sınıflar belli bir liderin resimleriyle, sözleriyle, türlü nesneleriyle donatılarak bir tür tapınağa çevrilmiş haldedir. tapınağa o lidere bağlılık yemini ettirerek sokarlar sizi. yemin ettiğiniz liderin nasıl biri olduğu, kim olduğu hiç önemli değildir. mühim olan, bir lider kültü karşısında sizin sıfırlanıyor olmanızdır. aslında o lider bir araçtır sadece. devlet, o lider kültünü size karşı "kullanıyordur". devletin sizin üzerinize bu şekilde abanmasına, iradenizi ve benliğinizi zorla ele geçirmesine, sizi ve aklınızı aslında kendisinin bir hoparlörüne çevirmesine itiraz etmiyorsanız, o zaman ileride yiyeceğiniz coplardan, işkencehanelerde uğrayacağınız tecavüzlerden, devletin silahlı güçlerinin saldırısıyla kaybedeceğiniz organlarınızdan, kucağınızda çocuğunuzun cesediyle kalakalmaktan şikayet etme hakkınızı da maalesef kaybedersiniz.

- andımız kaldırıldığında sokaklara dökülenler işte o çiftlikte üretilen "mustafa kemal'in askerleri" olacak. işin trajik tarafı, devlet faşist ve baskıcı bir devlet olmaktan sahiden ve kendi rızasıyla vazgeçmek istiyor olsa bile "mustafa kemal'in askerleri" gene sokağa dökülecek. zihinlerine yerleştirilen program kendi varlığını sürdürmek için elinden geleni yapacak. ağızlarında dökülen sözlerin ne anlama geldiği üzerine hiç düşünmeyecekler, akıl yürütmeyecekler. akıl yürütmeye kalksalar bile, bu akıl "onlara belletilmiş akıl" olacak.

- eğer andımız kaldırılırsa, yukarıdaki sebeplerden ötürü kaldırılmayacak. bu ülkede devlet ile toplum arasındaki ilişki biçiminde radikal bir reform yapma amacıyla kaldırılmayacak. bugüne kadar tayyip'i ve akp'yi, faşizan devlet yapısını reforme edecek bir özgürlük havarisi zannetmiş olanlar, hanyayı konyayı son birkaç hafta içerisinde anlamış olmalılar. tayyip'in ve partisinin hiçbir zaman böyle bir derdi yoktu. devleti reforme etmeye hiçbir zaman niyetlenmediler. sadece devlet aygıtının içeriğini değiştirip aynı aygıtı aynı felsefeyle kendileri kullanmaya başladılar. tayyip'i ülkeye özgürlük ve demokrasi getirecek aktör olarak görenlerin sonradan gözyaşı dökmeleri bunu az buçuk anlamaya başlamalarıyla oldu.

bu arada:

yıllar önce bu andımızla ilgili şahane bir olay olmuştu. olayın kahramanı küçük kız muhtemelen geçtiğimiz günlerde direnişçilerden biri olmuştur :))

25 Mayıs 2000'de bu olayı kaleme alan çetin altan şunları yazmış:

"21. Yüzyıl'la birlikte Türkiye'nin de artık iyiye doğru gitmekte olduğu kesin...

Bunu da nerden çıkartıyorsun demeyin; 20. Yüzyıl boyunca sürmüş olan oligarşilerin, gencecik beyinleri betonlaştırma ve "düşünme dışı bırakma" şahmerdanları, iyiden iyiye alay konusu olmaya başladı.

Geçen haftanın sonunda Köyceğiz'deyken, bizim özel ve yerel müsteşar Mehmet Çulhacı, her sabah olduğu gibi yine saat 7'de getirdi tüm gazeteleri.

Hürriyet'in ilk sayfasının sol başında "Küfürlü ant" diye tek sütunluk bir haber vardı.

Çanakkale'deki ilkokullardan birinde, sanırım 19 Mayıs törenleriyle ilgili olarak, kürsüye çıkarılmış olan 11 yaşındaki 5. sınıf öğrencisi bir kız çocuğu, 70 yıllık mahut antı tekrarlarken:

- Türküm, doğruyum, çalışkanım. Ülküm yükselmek... ananızı s...mektir, deyivermiş...

Aman ne kadar çok güldüm, ne kadar çok...

Akşama kadar kime rastladıysam, tekrarlayıp durdum aynı haberi...

Taşlaşıp kalmış, basmakalıp resmi bir okul töreninde, 11 yaşındaki bir kız çocuğunun, böyle bir dil sürçmesini gündeme getirmiş olması bile, Türkiye'nin iyiye doğru gitmekte olduğunun somut bir göstergesi..."

Hiç yorum yok: