10 Haziran 2013

Nihal'den babayı alın, geriye ne kalır ki...

"başbakanın konuşma üslubunu eleştirenler, akm'ye astıkları 'kes sesini tayyip' pankartına baksın" diyen nihal bengisu karaca...

canım, seninle akp iktidara geldikten sonra tanıştık. o zamanlar ekranlarda belirmeye başlayan cehalet neferlerinden biriydin. akp'nin ve tayyip'in bir uzvu olarak tartışma programlarında yerini aldın. 

aradan on yıl geçmiş, bir "hiç" olarak gelmişsin, hala bir "hiç"sin. 

babaya "kes sesini" diyemeyen hiçbir kız ve hiçbir erkek büyüyemez, yetişkin olamaz. şahsiyetini yaratamaz, babanın uzvu olan bir "hiç" olmaktan kurtulamaz... bu uğurda erkek çocuğun işi daha kolaydır. kendi babasına "kes sesini" demesi çoğu zaman yeterli gelir. lakin kızların işi zordur. 

kızların kendi babasına kes sesini demesi yetmez, onlar tüm bir erkek dünyasına "kes sesini" demek zorundadır. bu da az buz bir iş değildir... peki, diyemezlerse ne olur? nihal bengisu karaca ve benzerleri olur. o eski türk filmlerindeki kezban'ın durumuna düşerler: köylü kızı kezban istanbul'a gelir, sosyetik kadınlar tarafından aşağılanır, hor görülür. onlardan intikam almak için onlar gibi olur. 

adın nihal bengisu karaca ise, kendi babanın replikasını ararsın, kendine yeni bir baba bulursun. o baba tahta geçtiğinde, onun bir uzvu olursun. baba tahtta olduğu sürece senin de ekranlarda bir döner koltuğun olur. fakat babanın tahttan ineceği zamanları da hesap etmek lazım. çünkü bu hikayede, babayla gelen babayla gider, baba gittikten sonra nihalden geriye hiçbir şey kalmaz.

Hiç yorum yok: